Gelişim Psikolojisi – Bekir Onur Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Gelişim Psikolojisi kimin eseri? Gelişim Psikolojisi kitabının yazarı kimdir? Gelişim Psikolojisi konusu ve anafikri nedir? Gelişim Psikolojisi kitabı ne anlatıyor? Gelişim Psikolojisi PDF indirme linki var mı? Gelişim Psikolojisi kitabının yazarı Bekir Onur kimdir? İşte Gelişim Psikolojisi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Bekir Onur

Yayın Evi: İmge Kitabevi Yayınları

İSBN: 9789755331140

Sayfa Sayısı: 415

Gelişim Psikolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Gelişim psikolojisi, psikolojinin en önemli ve en geniş alanlarından biridir. Önceleri yalnızca çocuk psikolojisi ve ergen psikolojisi dallarıyla bilinen gelişim psikolojisi, bugün bütün insan gelişimini ele alan geniş kapsamlı bir alanı içermektedir. Çağdaş gelişim psikolojisi, insanı doğum öncesinden başlayıp ölümüne kadar incelemeyi hedeflemektedir. Gelişimin yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinin, ölümü de içine alacak biçimde gelişim psikolojisinin kapsamına girmesi yeni bir olgudur.

Prof. Dr. Bekir Onur’un bu yapıtı, ülkemizde yetişkinlik, yaşlılık ve ölümü inceleyen ilk gelişim psikolojisi kitabıdır. İnsan gelişiminin bütünlüğü ve sürekliliği dikkate alınarak, kitapta çocukluk ve gençlik dönemlerinin gelişimine de yer verilmiştir.

Gelişim Psikolojisi, insanın nasıl geliştiğini merak eden herkesin rahatlıkla okuyabileceği zengin içerikli bir kitaptır.

Gelişim Psikolojisi Alıntıları – Sözleri

  • Bir bireyin pek çok değişik “başkası” ile anlamlı ilişkileri olabilir. Anlamlı bir başkası bireyin gündelik yaşamındaki güncel bir kişi olabilir. Dostlar, sevgililer, eşler arasındaki, ana baba ve onların değişik yaşlardaki çocukları arasındaki, amirler ve astlar, öğretmenler ve öğrenciler arasındaki kişilerarası ilişkileri incelememiz gerekmektedir. Anlamlı başkası geçmişten biri ya da dinden, mitostan, düş ürünlerinden ya da özel düşlemden alınmış simgesel ya da imgesel bir kişi olabilir. Bir grup, kurum ya da toplumsal hareket gibi bir kollektif varlık da başkası olabilir: Bir bütün olarak doğa ya da okyanus, dağlar, yabanıl yaşam, genel olarak vadiler ya da özel olarak Moby Dick (ünlü balina) gibi bir doğa parçası; bir çiftlik, bir kent, bir ülke, “kişinin kendi odası” ya da bir kitap ya da tablo gibi bir nesne ya da yer.
  • Genç bir insan için kendi kendisiyle fazlaca ilgilenmek neredeyse bir suç, en azından bir tehlikedir.
  • William James 1887’de şöyle yazıyordu: “Çoğumuzda karakter otuz yaşın gelmesiyle birlikte alçı gibi katılaşır ve bir daha asla yumuşamaz.” Bedenimiz yıllarla bükülse ve düşüncelerimiz zamanla değişse de, temelde değişmez kalan bir kişilik, bir iç benlik vardır.
  • Diyalektik bakış açısından psikolojinin görevi, değişen dünyada değişen bireyi anlamaya çalışmaktır. İnsan yaşamı karşıtlıklar ve çatışmalarla belirlenir. Her değişim karşıtlar arasındaki sürekli bir çatışmanın ürünüdür. Gelişim, var olan karşıtlıkların çözümü ve sonunda yeni karşıtlıkların ortaya çıkışı ile ilerler.
  • Bireysel yaşam döngüsü ile tarihsel zaman çizgisi etkileşiminin ilginç bir örneği de “kuşaklar arası çatışma” olgusudur. Bu çatışmanın gençler ile anababalarının kuşağı arasındaki değer, tutum ve yaşam biçimi farklılığından oluştuğu kabul edilirse, iki farklı yorum getirilebilir: Gelişimsel ve tarihsel. Gelişimsel olarak kuşaklar arasındaki bu farklılık gençlerin ve anababalarının yaşam döngüsündeki farklı evrelerden kaynaklanmaktadır. Erikson’a göre genç insan “Ben kimim? Toplumla nasıl bir ilişki kurabilirim?” gibi kimlik sorunlarıyla uğraşırken, kendi değer ve tutumlarını oluşturabilmek için toplumun değerlerini irdelediği ve anababa değerlerini kısmen reddettiği bir evreden geçer. Anababalar ise, dünyada sürekliliklerini sağlayan işaretler bırakabilme isteğiyle, ekonomik ve duygusal bir kararlılık sağlayarak, toplumun değerlerini aktarmaya çabaladıkları bir gelişim evresindedirler. İki ayrı evrendeki insanların çatışması bir tür insanlık durumudur ve bu nedenle insanlık tarihi kadar eskidir.
  • Sullivan’ın kişilik tanımı da böyledir:” Kişilik, insan yaşamını niteleyen sürekli kişiler arası durumların oldukça kalıcı bir örüntüsüdür.
  • Cinsel yakınlık kapasitesi ergenlikte başlıyor olsa da, birey kimlik karışıklığı sorununu yeterince çözmeden tam bir yakınlık ilişkisi kurmayı başaramaz. Dolayısıyla, bireyin bir başkasının özel (tek) oluşunu ve insanlığını değerlendirerek onunla kaynaşabilmesi için önce kendisinin tam olduğu konusunda belirli bir görüş sahibi olması gereklidir. Daha önceki romantik yakınlıklar genellikle bireyin kendini romantik ilişki arayıcılığıyla tanıma çabalarından başka bir şey değildir.
  • Maurice Duverger’in, kitle iletişim bombardımanı altındaki günümüz insanları için, “bir sürü şey biliyorlar, ama kültürden yoksunlar” demesi boşuna değildir.
  • “Geçmişi bilmek, şimdiyi anlamamıza, şimdiyi anlamak da geleceği kestirmemize yardımcı olur.”
  • Ölüm kaçınılmazlık kazandıkça psikolojik değişimlere yol açmaktadır.
  • Karl Popper’in dediği gibi, kuramlar dünyayı bilimsel olarak avlayabilmek için ağ olarak kullanılır, bütün çaba ağı daha ince örebilmek olmalıdır.
  • Dış tutarlılık kişilik tutarlılığını da pekiştirir.
  • “Tümüyle doğru kuram yoktur, her biri anlayışımıza bir şeyler katar. Freudçu kuram, bireyin cinsel kimliğinin ve davranışının köklerinin önceki yaşantılarda olduğunu açıklayan psikoseksüel gelişim kavramının vurgulanmasında tarihsel bakımdan önemlidir… Toplumsal öğrenme kuramı, cinse bağlı davranışların oluşumunda toplumun önemini vurgulaması bakımından önemlidir… Bilişsel gelişim kuramı da, cinse bağlı rolün öğrenilmesinin çocukluğun akılcı öğrenme sürecinin bir bölümü olduğunu vurgulamaktadır, çocuklar cinsiyet rolleri kazanmaya etkin bir biçimde çaba göstermektedirler.”
  • Genç yetişkinler arasında uyuşturucu kullanımının, egemen kültürden farklı bir yaşam biçimi sürdürme umutlarından kaynaklandığı söylenebilir. Böylece uyuşturucu kullanımı, kültürel normların baskısından kurtulmuş bir bireysel kimlik duygusu edinme çabası ile yabancılaşma sürecinin bir yönünü yansıtmaktadır.
  • Bir erkek, yeni bir yapı yaratarak ya da eskisini yeniden değerlendirerek yaşamını dönem dönem yeniden kurmalıdır.

Gelişim Psikolojisi İncelemesi – Şahsi Yorumlar

İnsan hayatı boyunca hep gelişiyor. Lakin sorun nasıl gelişmekde.Ya insan psikolojik olarak kendini kendine ve etrafındakı bir çok insana kapatır, ya da kendini öyle bir şekilde açar ki, kendini keşf etmeyi unutur. Onun için insan insan olduğunu idrak etmelidir. (Aysel Allahverdiyeva)

Gelişim Psikolojisi: Bu kitabı okumamak gibi bir şansım yoktu.
Çünkü gururla ifade etmeliyim ki Bekir Onur’un öğrencilerinden birisi oldum. Gelişim psikolojisini bu kadar berrak ve anlaşılır sunan daha iyi bir türkçe eser bence yok. (Bülent SENYÜCEL)

Kitap, doğumdan ölüme kadar insanların içinde bulunduğu veya bulunabileceği psikolojik durumları, yaşam evrelerine bağlı ortaya çıkan duygu ve düşünceler vb. leri anlatıyor. Yer yer yurtdışında yapılan araştırmalarla bunları analiz ediyor. Bence bu kitabı pdr öğrencisi/öğretmeni veya psikolog değilseniz okumanızı önermem. (Bunu kitabı kötülemek için söylemiyorum. Yazar, Türkiye’de psikolojinin duayen isimlerinden biri.) (bulut khediğ)

Gelişim Psikolojisi PDF indirme linki var mı?

Bekir Onur – Gelişim Psikolojisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gelişim Psikolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Bekir Onur Kimdir?

1944 Adana doğumludur. 1962 yılında Adana Erkek Lisesi’ni, 1967’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirmiş ve 1969’da Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin akademik kadrosuna katılmıştır. 1976’da doktor, 1983’de doçent, 1988’de profesör olmuştur. Ankara Üniversitesi’nde Oyuncak Müzesi’ni (1990), Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni (ÇOKAUM, 1994) ve Müze Eğitimi Anabilim Dalı’nı (1997) kurmuştur. Bekir Onur, Kültür Bakanlığı Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu üyeliği (1992-1997), Türk Eğitim Derneği (TED) bilim kurulu üyeliği (1993-1996), Ankara Üniversitesi Araştırma Fonu Uzmanlık Grubu üyeliği (1991-1995), Ankara Üniversitesi Vakıf Okulu Bilim Kurulu üyeliği yapmıştır. Milliyet Sanat Dergisi Deneme Ödülü’nü (1975) ve Dünya Gazetesi Yılın Telif Eseri Ödülü’nü (2005) kazanmıştır. Temel ilgi alanları gelişim psikolojisi, çocuk kültürü, çocukluğun tarihi, müze eğitimi olan Prof. Dr. Bekir Onur bu alanlarda çok sayıda kitap ve makale yayımlamış, birçok kitabı yayıma hazırlamıştır. Başlıca telif eserleri: Kadın, Gençlik ve Cinsellik (1986), Gelişim Psikolojisi: Yetişkinlik-Yaşlılık-Ölüm (1986),Oyuncaklı Dünya (1992), Anılardaki Aşklar (2005), Türkiye’de Çocukluğun Tarihi (2005), Çocuk, Tarih ve Toplum (2007), Türk Modernleşmesinde Çocuk (2009), Çağdaş Müze, Eğitim ve Gelişim- Müze Psikolojisine Giriş (2012), Müze ve Oyun Kültürü (2013), Yazma Serüveni(m) (2014)…

Bekir Onur Kitapları – Eserleri

  • Gelişim Psikolojisi
  • Değişen Çağ Değişen Çocukluk
  • Türk Modernleşmesinde Çocuk
  • Anılardaki Aşklar
  • Türkiye’de Çocukluğun Tarihi
  • Çocuk, Tarih ve Toplum
  • Müze ve Oyun Kültürü
  • Yeni Müzebilim
  • Çağdaş Müze Eğitim ve Gelişim
  • Çocuk Çevre Doğa
  • Oyuncaklı Dünya
  • Çocukluğun Coğrafyaları
  • Oyunlar ve Oyuncaklar
  • Okul Aile Toplum Birliği
  • Türkiye’de Çocuk Oyunları: Araştırmalar
  • Anılardaki Aşklar

Bekir Onur Alıntıları – Sözleri

  • Bireysel yaşam döngüsü ile tarihsel zaman çizgisi etkileşiminin ilginç bir örneği de “kuşaklar arası çatışma” olgusudur. Bu çatışmanın gençler ile anababalarının kuşağı arasındaki değer, tutum ve yaşam biçimi farklılığından oluştuğu kabul edilirse, iki farklı yorum getirilebilir: Gelişimsel ve tarihsel. Gelişimsel olarak kuşaklar arasındaki bu farklılık gençlerin ve anababalarının yaşam döngüsündeki farklı evrelerden kaynaklanmaktadır. Erikson’a göre genç insan “Ben kimim? Toplumla nasıl bir ilişki kurabilirim?” gibi kimlik sorunlarıyla uğraşırken, kendi değer ve tutumlarını oluşturabilmek için toplumun değerlerini irdelediği ve anababa değerlerini kısmen reddettiği bir evreden geçer. Anababalar ise, dünyada sürekliliklerini sağlayan işaretler bırakabilme isteğiyle, ekonomik ve duygusal bir kararlılık sağlayarak, toplumun değerlerini aktarmaya çabaladıkları bir gelişim evresindedirler. İki ayrı evrendeki insanların çatışması bir tür insanlık durumudur ve bu nedenle insanlık tarihi kadar eskidir. (Gelişim Psikolojisi)
  • Ölüm kaçınılmazlık kazandıkça psikolojik değişimlere yol açmaktadır. (Gelişim Psikolojisi)
  • Dış tutarlılık kişilik tutarlılığını da pekiştirir. (Gelişim Psikolojisi)
  • Genç yetişkinler arasında uyuşturucu kullanımının, egemen kültürden farklı bir yaşam biçimi sürdürme umutlarından kaynaklandığı söylenebilir. Böylece uyuşturucu kullanımı, kültürel normların baskısından kurtulmuş bir bireysel kimlik duygusu edinme çabası ile yabancılaşma sürecinin bir yönünü yansıtmaktadır. (Gelişim Psikolojisi)
  • Maurice Duverger’in, kitle iletişim bombardımanı altındaki günümüz insanları için, “bir sürü şey biliyorlar, ama kültürden yoksunlar” demesi boşuna değildir. (Gelişim Psikolojisi)
  • “20. yüzyılda oyuncaklar değişen teknolojiyi olduğu gibi yansıttı; bu yansıma oyuncakların yalnızca tasarımında değil, yapımlarında kullanılan malzemede ve geliştirilmelerinde başvurulan yöntemlerde de oldu.” Ancak Kay bugünkü oyuncak tasarımlarının çoğunun kökeninin geçmişte olduğunu belirtmekten de geri kalmıyor. Örneğin, ağlayan bebeğin patenti ilk kez 1916’da alınmış, kayıtlara geçen ilk konuşan bebek 1824 tarihini taşıyor, 1880’de bir sūtanne bebek yapılmış, 1866’da beslenebilen bir bebeğin patenti alınmış, vb. Böylece bugün yeni sanılan birçok oyuncağın kökeninin geçmişe dayandığı anlaşılıyor.” (Oyuncaklı Dünya)
  • Türkiye’de çocukluğun tarihinin yeterince merak edilmediğini ve araştırılmadığını söyleyerek söze başlamayı artık gereksiz buluyorum; çünkü Türkiye’de çocukluğun sosyolojisi, etnolojisi, halkbilimi de yapılmıyor (örneğin “çocuk yoksulluğu” hemen hemen hiç araştırılmamıştır bugüne kadar). Dolayısıyla çocukluğun sosyal bilimlerde tamamen ihmal edildiğini söylemek daha doğru olacaktır. Çocuk nüfusunun bunca yüksek olduğu bir ülkede bu ihmalin nedenlerini mutlaka soruşturmamız gerekmektedir. Bu ihmalin arkasmda nasıl  bir zihniyet bulunduğu sorusuna benim ilk yanıtım, Türkiye’de çocukluğun sadece bilimsel  çalışmalarda değil gündelik yaşamda da göz ardı edildiği biçimindedir. Söz gelimi, “çocukları sevmek” gibi, “eğitime önem vermek” de Türk toplumunda yaygın söylemlerdir, ama daha yakından bakıldığında bu iddiaların genellikle potansiyel olarak kaldığı, davranışa pek dönüşmedigi görülebilir. Öyle olmasaydı çocuklar bu kadar şiddete uğrar, eğitimleri bu kadar ihmal edilir miydi? (Çocuk, Tarih ve Toplum)
  • Genç bir insan için kendi kendisiyle fazlaca ilgilenmek neredeyse bir suç, en azından bir tehlikedir. (Gelişim Psikolojisi)
  • “Tümüyle doğru kuram yoktur, her biri anlayışımıza bir şeyler katar. Freudçu kuram, bireyin cinsel kimliğinin ve davranışının köklerinin önceki yaşantılarda olduğunu açıklayan psikoseksüel gelişim kavramının vurgulanmasında tarihsel bakımdan önemlidir… Toplumsal öğrenme kuramı, cinse bağlı davranışların oluşumunda toplumun önemini vurgulaması bakımından önemlidir… Bilişsel gelişim kuramı da, cinse bağlı rolün öğrenilmesinin çocukluğun akılcı öğrenme sürecinin bir bölümü olduğunu vurgulamaktadır, çocuklar cinsiyet rolleri kazanmaya etkin bir biçimde çaba göstermektedirler.” (Gelişim Psikolojisi)
  • Karl Popper’in dediği gibi, kuramlar dünyayı bilimsel olarak avlayabilmek için ağ olarak kullanılır, bütün çaba ağı daha ince örebilmek olmalıdır. (Gelişim Psikolojisi)
  • William James 1887’de şöyle yazıyordu: “Çoğumuzda karakter otuz yaşın gelmesiyle birlikte alçı gibi katılaşır ve bir daha asla yumuşamaz.” Bedenimiz yıllarla bükülse ve düşüncelerimiz zamanla değişse de, temelde değişmez kalan bir kişilik, bir iç benlik vardır. (Gelişim Psikolojisi)
  • Batının gelişmiş ülkeleriyle karşılaştırıldığında az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin çocuklarının oyuncakla daha az oynadığı düşünülebilir. Ama bu gözlem tam anlamıyla doğru mudur? Dasen’e (1984) göre kırsal kesimde yaşayan Afrikalı çocuğun eline çok az oyuncak geçtiği doğrudur, ama bu çocukların kendi oyuncaklarını kendilerinin yaptığı da doğrudur. Louise Swiniarski (1991) şöyle yazmaktadır: “Gelişmekte olan ulusların çocukları, tipik olarak, ‘kullanılıp atılan şeyleri düşsel ve yaratıcı oyun nesnelerine dönüştürürler. Gelişmekte olan ulusların çocuklarının çoğu oyuncakları hem kendi
    zevki için hem de satmak için yapar. Turistlere satmak için çuval bezinden el yapımı bebekler Haiti’de ve Bangladeş’in pazar tezgâhlarında bulunabilir. Zengin aileler dışında, Üçüncü Dünya çocuklarının çok azının ‘mağazadan alınmış’ oyuncağı vardır.
    Dasen’e (1984) göre bu olgu, sanayileşmiş ülkelerdeki çocuklarla karşılaştırıldığında, az gelişmiş ülke çocuğunun sahip olmaktan çok varolma ve yaratma özelliği taşıdığını göstermektedir. Böylece, oyuncağın toplumun değer sistemini yansıttığı gerçeğiyle bir kez daha karşılaşmış oluyoruz: Oyuncak gelişmiş toplumda bireyselliği, sahip olmayı, tüketiciliği yansıtıyor; geleneksel toplumda ise varoluşun, üretmenin, yaratmanın önceliğini gösteriyor. (Oyuncaklı Dünya)
  • Cinsel yakınlık kapasitesi ergenlikte başlıyor olsa da, birey kimlik karışıklığı sorununu yeterince çözmeden tam bir yakınlık ilişkisi kurmayı başaramaz. Dolayısıyla, bireyin bir başkasının özel (tek) oluşunu ve insanlığını değerlendirerek onunla kaynaşabilmesi için önce kendisinin tam olduğu konusunda belirli bir görüş sahibi olması gereklidir. Daha önceki romantik yakınlıklar genellikle bireyin kendini romantik ilişki arayıcılığıyla tanıma çabalarından başka bir şey değildir. (Gelişim Psikolojisi)
  • Bir bireyin pek çok değişik “başkası” ile anlamlı ilişkileri olabilir. Anlamlı bir başkası bireyin gündelik yaşamındaki güncel bir kişi olabilir. Dostlar, sevgililer, eşler arasındaki, ana baba ve onların değişik yaşlardaki çocukları arasındaki, amirler ve astlar, öğretmenler ve öğrenciler arasındaki kişilerarası ilişkileri incelememiz gerekmektedir. Anlamlı başkası geçmişten biri ya da dinden, mitostan, düş ürünlerinden ya da özel düşlemden alınmış simgesel ya da imgesel bir kişi olabilir. Bir grup, kurum ya da toplumsal hareket gibi bir kollektif varlık da başkası olabilir: Bir bütün olarak doğa ya da okyanus, dağlar, yabanıl yaşam, genel olarak vadiler ya da özel olarak Moby Dick (ünlü balina) gibi bir doğa parçası; bir çiftlik, bir kent, bir ülke, “kişinin kendi odası” ya da bir kitap ya da tablo gibi bir nesne ya da yer. (Gelişim Psikolojisi)
  • Oyuncak, en geniş anlamda, çağının tanığı… Oyuncak, gerek basit halk sanatı ürünü, gerek gelişmiş sanayi ürünü olarak yapıldığı dönemin ekonomik-toplumsal- kültürel özelliklerini yansıtmaktadır. Bir çağda, bir dönemde, bir toplumda, bir yörede oyuncağın olması kadar olmaması da anlamlıdır. Tıpkı bir ülkede oyuncak mūzesinin olup olmamasının belirli bir anlam taşıması gibi. (Oyuncaklı Dünya)
  • Diyalektik bakış açısından psikolojinin görevi, değişen dünyada değişen bireyi anlamaya çalışmaktır. İnsan yaşamı karşıtlıklar ve çatışmalarla belirlenir. Her değişim karşıtlar arasındaki sürekli bir çatışmanın ürünüdür. Gelişim, var olan karşıtlıkların çözümü ve sonunda yeni karşıtlıkların ortaya çıkışı ile ilerler. (Gelişim Psikolojisi)
  • Bir erkek, yeni bir yapı yaratarak ya da eskisini yeniden değerlendirerek yaşamını dönem dönem yeniden kurmalıdır. (Gelişim Psikolojisi)
  • Geçmişte müze eğitim işlevini okula ve halka yönelik etkinliklerle gerçekleştirirken, bugün bizzat kendisi okul rolünü oynamaktadır. (Müze ve Oyun Kültürü)
  • Bu ülkede “eğitim reformu” denilen köklü dönüşümlerin bile felsefi bir temelden, kuramsal bir çerçeveden yoksun biçimde yapılabileceği sanılabiliyor. (Çocuk, Tarih ve Toplum)
  • “Geçmişi bilmek, şimdiyi anlamamıza, şimdiyi anlamak da geleceği kestirmemize yardımcı olur.” (Gelişim Psikolojisi)

Leave a Comment