Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914)

Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kimin eseri? Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kitabının yazarı kimdir? Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) konusu ve anafikri nedir? Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kitabı ne anlatıyor? Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) PDF indirme linki var mı? Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kitabının yazarı Şevket Pamuk kimdir? İşte Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Şevket Pamuk

Yayın Evi: İletişim Yayıncılık

İSBN: 9789750503554

Sayfa Sayısı: 242

Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Osmanlı İmparatorluğu’nun iktisadî tarihi genellikle malî tarih şeklinde ele alınmıştır. Bu yaklaşımda devlet ve devletin hazinesinin işleyişi, gelir ve giderlerin muhasebesi asıl meseleler olarak incelenir. İktisat, elinde idarî, siyasî, hukukî donanımları olan yöneticiler tarafından kullanılabilen ve sırrına erilemeyen bir araç olarak görülür.

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914’te ise Şevket Pamuk, bu tablonun aslî unsurları olaninsanları taraf oldukları iktisadî ilişkiler içine yerleştirerek imparatorluğun iktisadî tarihini öne çıkarıyor. Sıradan insanların varoluş koşullarını, direnişlerini, devletle başetme pratiklerini izliyor. Osmanlı toplumsal düzenini, toprak rejimini, belirli bir toplumsal kültürün iktisadî yapıları nasıl algılayıp, kendi gündelik hayatı içinde nasıl konumlandırdığını inceliyor. Kendi içindeki kırılmalara rağmen uzun dönemli bir iktisadî sürekliliğin altını çiziyor. Yönetici sınıfların iktisadî düzeni algılayışları kadar, esnafın, tüccarların ve köylülerin kendi hayatlarına doğrudan etki eden kararlar karşısında nasıl davrandıklarını ve toplumsal huzursuzluk dönemlerinde bu algılayış farklarının sonuçlarını tartışıyor. Geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluğun dört yüz yıllık bir zaman dilimi içerisindeki hareketli toplumsal hayatını akıcı bir dille anlatıyor.

Öğrenciler ve akademisyenler kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihine meraklı okurlar için de vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) Alıntıları – Sözleri

  • 16. yüzyılda Osmanlı uleması arasında para vakıflarının faaliyetlerinin meşru olup olmadığı üzerine canlı bir tartışma başladı. Vakıfların mal varlıklarının sadece gayrimenkul ve benzeri değerlerden oluşması gerektiğini ve para vakıflarının faaliyetlerinin İslâm’ın faize getirdiği yasaklamalarla çeliştiğini düşünenler, para vakıflarına karşı çıkıyorlardı. Ancak, ulemanın çoğunluğu pragmatik tutumlarını ısrarla sürdürdüler ve sonunda İslâm toplumu için yararlı olan bir şeyin İslâm için de yararlı olacağı görüşü galip geldi. Bu hararetli tartışmalar sırasında dönemin Şeyhülislamı Ebusuud Efendi de faizle borç para vermedikleri takdirde pek çok vakıfın çökeceğini, bununda İslâm toplumuna zarar vereceğini söyleyerek, para vakıflarının faaliyetlerini tamamen pratik açıdan savunmuştu.
  • Maliye, devletin gelir ve giderleriyle bunlar arasındaki dengeleri yansıtan ve devlete ait bir alandır. Maliyenin güçlü olması, devlet gelirlerinin giderleri karşılaması anlamına gelmektedir. Mali bunalım denilince de devlet gelirlerinin giderlerinin gerisinde kalması, bütçenin açık vermesi kastediliyor.
  • Ekonomi ise üretim, tüketim, değişim, bölüşüm ve birikim gibi temel faaliyetlerin yer aldığı ve esas olarak topluma ait bir alandır. Osmanlı örneğinde olduğu gibi, devlet de bu alana girebilir ve ekonomiye müdahale edebilir. Ancak devletin tüm çabalarına karşın, ekonomi kendi yasalarına göre işlemektedir.
  • Malî bunalımın askeri nedenlerinden başlayacak olursak 16.yuzyilin ortalarına gelindiğinde Osmanlı Imparatorluğu’nun kolay ve hızlı genişleme dönemi artık sona ermişti. Imparatorluğun sınırları doğuda Safevi Iran’ına batıda Habsburg Avusturyasina dayanmış güneyde ise Afrikanin çöllerine ulaşmıştı. Bu geniş imparatorluğun çeşitli köşelerinden istanbul’a vergi gelirleri akmaya devam ediyordu ama dış talan ve onun sağladığı mali olanaklar tükenmişti. Zaferle sonuçlanan hazineye gelir sağlayan savaşlar yerini uzun yorucu masraflı mücadelelere bırakmıştı.
  • Osmanlı ordusunun vurucu gücünü ok yay ve kikic kuşanan zırh kullanan sipahiler oluşturuyordu. 16.yuzyilin ortalarına kadar bu geleneksel ordu Avrupalılarla giriştiği savaşlarda basarili olmuştu. Ancak 16.yuzyilin ikinci yarısinda Osmanlı yöneticileri Avusturyalıların ateşli silahlarla donanmış piyade ordusu karşısında etkili olamadıklarını fark ettiler. Avrupada değişen savaş teknolojisi Osmanlıların tımar düzenine dayanan sipahi ordusunu bir kenara iterek ağırlığı sürekli maaşlı daha düzenli eğitim gören merkez ordusuna kaydırmaya zorluyordu.
  • Ortaçağ ve öncesindeki toplumlarda tarih, hükümdarların ve devlet adamlarının yaptıklarının öyküsü olarak anlaşılıyordu. Tarihçiler olaylara yöneticiler ve devlet açısından bakarlar, yazdıklarıyla devlet adamlarına yol göstermeye çalışırlardı. Daha sonraları, Avrupa’da ulusal devletlerin kurulmaya başladığı dönem de ise tarihçiler, zaman dizinsel olarak sıraladıkları
    olaylardan kendi ulus devletlerinin varlığını ve bütünlüğünü savunan yorumlar çıkardılar. Böylece tarih ulusalcılık ideolojisinin temellendirilmesinde ve yayılışında önemli rol oynadı. Bu ideolojinin temel araçlarından biri durumuna geldi.
  • Günümüzün tarihçileri artık “ne oldu” sorusuna değil, ‘‘niçin oldu” sorusuna yanıt arıyorlar. Geçmişteki olayların nedenlerini anlamaya çalışanların önemli bir amacı da bugünün toplumlarındaki neden-sonuç ilişkilerini, gelişmenin doğrultusunu anlayabilmek ve bugünün toplumları için çözümlemeler geliştirmek. Bu eğilimlerin de etkisiyle çağımızda tarih giderek bir toplumsal bilim niteliği kazanmaktadır. Nitekim, 20. yüzyılın önde gelen tarihçilerinden, Avrupa feodalİzmi üzerine çalışmalarıyla tanınan Marc Bloch, tarihi her şeyden önce değişimin bilimi olarak gördüğünü söylüyor. Bir diğer tarihçi, yaşamının büyük bir bölümünü Sovyet Devrimin’in tarihini yazmaya ayıran ve Tarih Nedir? başlıklı kitabıyla da tanınan
    E H. Carr’a göreyse tarih nedenlerin incelenmesi demektir.
  • Osmanlı tarihi denilince ne gibi meseleler incelenecek , hangi sorular sorulacak? Kuruluş döneminden bir örnek arayalım kendimize. Geleneksel tarihçilere bakacak olursak, bu erken dönemin tarihi hangi padişahın hangi savaşta hangi topraklan elde ettiğini belirlemek veya gelişmelerin milliyetçi açıdan yorum lanması demektir. Ama tarihi bir toplumsal bilim olarak kabul ediyorsak, bu tür bir yaklaşım yeterli olamaz. Bir toplumsal
    bilim olarak tarih için kuruluş döneminin en önemli meselesi hangi toplumsal, İktisadî ve demografik nedenlerle ufak bir beyliğin bu kadar hızlı bir biçimde genişleyebildiğini açıklamak olmalı.
  • Son yüzyıl içinde tarih yazıcılığına egemen olan anlayışın yanı sıra tarihçilerin ilgilendikleri konularda değişmiş, ağırlık siyasal ya da dinsel olaylardan toplumsal ve iktisadi gelişmelere kaymıştır.
  • …yalnızca gözlemlerden, arşiv belgelerindeki olgulardan yola çıkarak tarih yazmak mümkün değildir. Olayları neden-sonuç ilişkileri içinde yeniden kurmak ancak bir kuram sayesinde, bir kuramın sağladığı bakış açısıyla mümkün olabilir.
  • Geçmişin olaylarını yorumlayabilmek için tarih her zaman bir genel kuram gerektirir. Arşivlere girmeden önce geliştirilmiş
    bir kuram olmadan, belgelerdeki olgu yığınını yorumlamak mümkün değildir Önceden geliştirilmiş bir kuram sayesinde belgelere egemen olan bakış açısına karşı eleştirel bir tavır takınabilmek de mümkün olacaktır. 20. yüzyılın önde gelen tarihçilerinden Fernand Braudel bu gerekliliği “Eğer kuram yoksa tarih de yoktur” diyerek özetliyor.
  • Geçmişe bugünün bakış açısıyla yaklaşıyoruz ve
    yorumluyoruz. Ama tarihle ilgilenmemizin nedeni yalnızca geçmişi anlamak değil. Tarih aynı zamanda ileriye dönük bir bilim. Geçmişe ilişkin olarak yaptığımız açıklamalar, getirdiğimiz yorumlar bugüne de ışık tutuyor. Geçmiş toplumları anladığımız ölçüde bugünün toplumlarını da anlamak ve değiştirebilmek mümkün olacak.
  • iktisadi tarih, toplumları bir bütün olarak inceleyen tarih anlayışı içinde toplumların maddi temellerini ve bu temellerin gelişmesini hem insanın doğayla ilişkisi açısından, hem de insanın insanla ilişkisi açısından incele yeni bir alan oluşturur. Bir başka deyişle İktisadî tarih, ekonomileri hem teknik hem de toplumsal boyutlarıyla ele alır. Toplumların iktisadi yaşantısını incelerken ve olaylar arasında nedensellik ilişkileri kurarken iktisadi tarih, esas olarak ekonomilerin iç dinamiklerini, üretim, bölüşüm ve birikim gibi temel sorunlarını incelemek için geliştirilen siyasal iktisat kuramından ve bu kuramın çözümleme araçlarından yararlanır.
  • 16. yüzyıl boyunca batısı ve doğusu ile Akdeniz havzası uzun dönemli bir İktisadî genişleme süreci yaşadı. Bu uzun yüzyıl boyunca nüfus ve üretim artma eğilimi gösterirken, meta üretimi de yaygınlaştı. Bugün tarihçiler 16. yüzyılda Akdeniz havzasındaki toplumsal gelişmeleri ve siyasal olayları işte bu İktisadî temel üzerinde, bu uzun dönemli İktisadî eğilim temeli üzerin­de yorumluyorlar. Öte yandan 17. yüzyılın başlarından 18. yüzyılın ortala­rına kadar geçen sürede Avrupa toplumları açısından bir başka uzun dö­nem oluşturuyor. Bu dönemde Avrupa’ya ve özellikle de Orta ve Güney Av­rupa toplumlarına bir İktisadî durgunluk egemen olmuştur. Akdeniz hav­zası göreli önemini yitirmekte, dünya ekonomisinin ağırlığı Akdeniz havza­sından Atlantik Okyanusu’na kaymaktadır. Ve nihayet Avrupa’da kapitaliz­me geçiş süreci yaşanmaktadır. 17. yüzyılın toplumsal ve siyasal gelişmele­rini de işte bu uzun dönemli iktisadi eğilimlerle birlikte değerlendirmek gerekecektir.
  • ‘Eğer kuram yoksa tarih de yoktur.’

Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) İncelemesi – Şahsi Yorumlar

Eser toplamda 28 bölümden oluşmaktadır. Bölümler gittikçe derinleşen konulardan oluşmakta ve Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne devrettiği değerler ile bitmektedir. Eser, öncelikle; tarih ve tarihçilik, tarihi kuramcılık ve iktisadi tarihin tanımları ve alanları ile başlıyor. Ardından kısa şekilde Osmanlı’nın kuruluş döneminden bahsederek 16. yüzyılda toplum, devlet ve ekonomi başlığı ile konuya giriyor. Bu 28 bölüm boyunca tüm gelişmeleri Avrupa bazlı başlatarak Osmanlı Devleti’ne yansımalarını ya da bahsedilen konuların Osmanlı Devleti’nde ki uygulamalarını anlatıyor. Eser, 16. yüzyıldan konulara ele alarak başlangıcını küresel döneme kadar getirerek tüm iktisadi ve mali süreci aktarmayı hedefliyor. Bir önemli konu başlığı da ekonomi ve maliyenin farklı şeyler olduğunu somut örnekler ile açıklamasıdır. Eser, iktisadi konuların en basit dille anlatılmasını hedeflerken konun önemini kaybetmemesine önem göstermiş. (Burak CAN)

Kitap içerik olarak mükemmel fakat baskı olarak sıkıntılı. Çok fazla yazım yanlışı var, bunları kendiniz tahmin ederek çözüyorsunuz. Başka yayınevinden bulursanız oradan almanızı tavsiye ederim. İçeriğe gelecek olursak, kitap Klasik Çağ ile I. Dünya Savaşı arasındaki Osmanlı İktisadi Tarihi’ni ele alıyor. Bu konu 28 ayrı bölüme bölünmüş ve Osmanlı İktisadi Tarihi bu bölümler altında ele alınmış. Gayet anlaşılır bir dil ve üslup ile yazıldığı için iktisadi tarih her ne kadar çoğu insan için sıkıcı olsa da kitap insanı boğmuyor. Tavsiye ederim. (Hope)

Osmanlı Klasik İktisadi yapısından ele alıp, Cumhuriyet ve sonrasına kadar Türk İktisadi yapısı hakkında detaylıca bilgiler vermiş. Akademik olarak iyi bir kitap birçok yabancı kaynaktan yaZılarak ele alınmış. Tarafsız bir şekilde iktisadi olarak aksayan yönlerini iyi işlemiş. Balta Limanı ile başlayan ekonomik çöküşü güzel bir şekilde özetliyor.. (Fatih Beyazkaya)

Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) PDF indirme linki var mı?

Şevket Pamuk – Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914) PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Şevket Pamuk Kimdir?

Şevket Pamuk (1950) İktisat tarihçisi ve Orhan Pamuk’un büyük kardeşidir.

İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’i ve Yale Üniversitesi’ni bitirdi. İktisat dalındaki doktorasını Berkeley Üniversitesi’nden aldı. Türkiye’de ve yurtdışında pek çok üniversitede öğretim üyeliği yaptı. Osmanlı-Türkiye iktisat tarihi üzerine çeşitli dillerde pek çok makalesi ve kitabı vardır. Osmanlı ekonomisi üzerine yazdığı ilk kitap olan Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, 1820-1913 (1984) İngiltere’de de yayımlandı. Daha sonra tamamladığı Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi (1999) başlıklı kitabı Türkiye’de, ABD’de ve İngiltere’de ödüller kazandı. Bu kitap Arapça’ya da çevrilerek Lübnan’da yayımlandı (2004). Prof. Dr. Süleyman Özmucur ile birlikte hazırladıkları “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ücretler, 1489-1914” başlıklı çalışma ABD İktisat Tarihçileri Derneği’nin 2002 yılı En İyi Makale Ödülü’nü kazandı. Pamuk 1999 yılından bu yana Dünya İktisat Tarihi Derneği’nin Yönetim Kurulu üyesidir. 2003-2005 dönemi için Avrupa İktisat Tarihçileri Derneği’nin başkanlığına seçilmiştir. Şevket Pamuk Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü ve Ekonomi Bölümü öğretim üyesidir.

2008 yılından itibaren London School of Economics’de “Professorial Research Fellow in Contemporary Turkish Studies” ünvanıyla akademik hayatını sürdürmektedir.

Şevket Pamuk Kitapları – Eserleri

  • Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi
  • Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914)
  • Osmanlı Ekonomisi ve Kurumları
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi
  • Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık Ve Büyüme
  • Osmanlıdan Cumhuriyete Küreselleşme,İktisat Politikaları ve Büyüme
  • 100 Soruda Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914
  • Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi
  • 20.Yüzyılda Ortadoğu Ekonomiler Tarihi
  • Artık Herkes Milyoner

Şevket Pamuk Alıntıları – Sözleri

  • Serbest ticaret antlaşmalarının imzalanmasından sonra Osmanlı Devleti, dış ticaret politikası açısından bağımsızlığını yitirmiş durumdaydı. (Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık Ve Büyüme)
  • 16. yüzyıl boyunca batısı ve doğusu ile Akdeniz havzası uzun dönemli bir İktisadî genişleme süreci yaşadı. Bu uzun yüzyıl boyunca nüfus ve üretim artma eğilimi gösterirken, meta üretimi de yaygınlaştı. Bugün tarihçiler 16. yüzyılda Akdeniz havzasındaki toplumsal gelişmeleri ve siyasal olayları işte bu İktisadî temel üzerinde, bu uzun dönemli İktisadî eğilim temeli üzerin­de yorumluyorlar. Öte yandan 17. yüzyılın başlarından 18. yüzyılın ortala­rına kadar geçen sürede Avrupa toplumları açısından bir başka uzun dö­nem oluşturuyor. Bu dönemde Avrupa’ya ve özellikle de Orta ve Güney Av­rupa toplumlarına bir İktisadî durgunluk egemen olmuştur. Akdeniz hav­zası göreli önemini yitirmekte, dünya ekonomisinin ağırlığı Akdeniz havza­sından Atlantik Okyanusu’na kaymaktadır. Ve nihayet Avrupa’da kapitaliz­me geçiş süreci yaşanmaktadır. 17. yüzyılın toplumsal ve siyasal gelişmele­rini de işte bu uzun dönemli iktisadi eğilimlerle birlikte değerlendirmek gerekecektir. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • Son yüzyıl içinde tarih yazıcılığına egemen olan anlayışın yanı sıra tarihçilerin ilgilendikleri konularda değişmiş, ağırlık siyasal ya da dinsel olaylardan toplumsal ve iktisadi gelişmelere kaymıştır. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • Osmanlı yönetiminin ilk yillarında yıllık ödemeler (Mısır’dan yapılan) 500.000 altin olarak belirlenmişti. Hüsrev Paşa’nın Mısır’a vali atanmasından sonra, bu miktar kendi talebi üzerine yılda 700.000 altına ya da 28 milyon paraya çıkarıldı. 1535-36 yılinda paşa Istanbul’a bir milyon altını aşan bir miktar gönderdi. Ancak bu ödeme Istanbul’a ulaşınca, padişah (Kanuni) miktarın çok fazla olduğunu ve yoksullardan zorla alınmış olduğunu söyleyerek kabul etmedi. Hüsrev Paşa ödemelere verdiği önemi göstererek padişahı etkilemek istemişti ve yanitında bu miktarı Mısır’ın sınır bölgelerindeki özel gayretleri sayesinde topladiğını belirtti. Ancak padişah, toplanan paraların sadece İstanbul, Mekke ve Medine’deki Müslümanlara su getirmek için kullanılabileceğini, o tarihten sonra da irsaliye-i hazinenin yılda 500.000 altından fazla olmaması gerektiğini buyurdu. (Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi)
  • Geçmişin olaylarını yorumlayabilmek için tarih her zaman bir genel kuram gerektirir. Arşivlere girmeden önce geliştirilmiş
    bir kuram olmadan, belgelerdeki olgu yığınını yorumlamak mümkün değildir Önceden geliştirilmiş bir kuram sayesinde belgelere egemen olan bakış açısına karşı eleştirel bir tavır takınabilmek de mümkün olacaktır. 20. yüzyılın önde gelen tarihçilerinden Fernand Braudel bu gerekliliği “Eğer kuram yoksa tarih de yoktur” diyerek özetliyor. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • Yakın geçmişteki acı deneyimlerinden ders çıkarmaya çalışan Batı Avrupa Ülkeleri 1952 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdular. 1958 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile altı Batı Avrupa ülkesi arasındaki iktisadi ve siyasi işbirliği Ortak Pazar adı altında bir gümrük birliğine dönüşecek ve ilerleyen yıllarda Avrupa ekonomilerinin bütünleşmesi yönünde pek çok kurumsal düzenleme gerçekleşecekti. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • Bu dönemde(1949) pek çok yabancı uzman Türkiye’ye gelerek daha liberal ve açık bir ekonomiden yana görüş bildirmeye başladılar. Bunlar içinde en etkili rapor sanayici Max Thornburg başkanlığında bir grup Amerikalı uzman tarafından Dünya Bankası için hazırlandı. Rapor, Karabük Demir- Çelik işletmesi dahil olmak üzere, devletçilik döneminin sanayi kuruluşlarından vazgeçilmesini, özel sektöre daha fazla önem verilmesini, yabancı sermayenin özendirilmesini ve daha liberal bir kambiyo ve ticaret rejimiyle birlikte tarımsal gelişmeye daha fazla ağırlık verilmesini öneriyordu. Raporda ayrıca Türkiye’nin ABD yardımlarından ve özel sermaye yatırımlarından yararlanabilmesi için bu değişikliklerin gerekli olduğu vurgulanmaktaydı. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • 1930’lu yıllarda Dünya Bunalımı ve dağılan dünya ekonomisi koşulları karşısında, hem azgelişmiş ülkeler hem de sanayileşmiş ülkelerde devlet müdahaleciliği güçlenmeye başlamıştı. ABD’de bile 1933 yılından itibaren Başkan Roosevelt’in “ New Deal” politikaları devreye girmişti. Bu dönemde durgunluğa karşı maliye ve para politikalarının önemli bir araç olarak kullanıldığını görüyoruz. 1936 yılında İngiliz İktisatçı Keynes’in kitabı yayımlanacak ve bu uygulamalara kurumsal bir gerekçe kazandırılacaktı. İkinci dünya savaşı sonrasında bu tür politikalar Keynes’cilik olarak anılmaya başlanılacaktı. Ancak 1930’ların başlarında bu uygulamaya kitapla, kuramla değil, el yordamıyla ulaşılıyordu. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • Geçmişe bugünün bakış açısıyla yaklaşıyoruz ve
    yorumluyoruz. Ama tarihle ilgilenmemizin nedeni yalnızca geçmişi anlamak değil. Tarih aynı zamanda ileriye dönük bir bilim. Geçmişe ilişkin olarak yaptığımız açıklamalar, getirdiğimiz yorumlar bugüne de ışık tutuyor. Geçmiş toplumları anladığımız ölçüde bugünün toplumlarını da anlamak ve değiştirebilmek mümkün olacak. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • Ayrıca, yerli tüccarlar iç gümrükleri ödemeye devam ederken, yabancı tüccarlar bu uygulamanın dışında bırakılacaktı. Böylece yabancı tüccarlar önemli bir ayrıcalık elde etmiş oluyorlardı. (Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık Ve Büyüme)
  • 1977 yılının ortalarına gelindiğinde, büyük miktarlarda kısa vadeli borç birikmiş, kamu kesimi dış borçları ödeyemez duruma gelmişti. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel bile “ 70 cente muhtaç” duruma geldiğimizi söylenmekteydi. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • iktisadi tarih, toplumları bir bütün olarak inceleyen tarih anlayışı içinde toplumların maddi temellerini ve bu temellerin gelişmesini hem insanın doğayla ilişkisi açısından, hem de insanın insanla ilişkisi açısından incele yeni bir alan oluşturur. Bir başka deyişle İktisadî tarih, ekonomileri hem teknik hem de toplumsal boyutlarıyla ele alır. Toplumların iktisadi yaşantısını incelerken ve olaylar arasında nedensellik ilişkileri kurarken iktisadi tarih, esas olarak ekonomilerin iç dinamiklerini, üretim, bölüşüm ve birikim gibi temel sorunlarını incelemek için geliştirilen siyasal iktisat kuramından ve bu kuramın çözümleme araçlarından yararlanır. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • 1820 ‘lere geldiğinde İngiltere sanayi devrimini tamamlamış ve Napolyan savaşları sonucunda Fransayi yenerek dünya pazarında rakipsiz duruma gelmişti
    Avrupa ülkelerinin korumacı önlemlerle İngiliz mamullerinin kendi pazarına girmesini engelliyorlardi
    1820 den 1840 ‘lara kadarki dönemde İngiltere Latin Amerika başta olmak üzere Çin ‘e kadar yerel iktidarla anlaşarak gerektiğinde silah gücü kullanmakdan cekinmeyerek pek çok serbest ticaret imzalamıştır
    1) Mısır’da dış ticareti devlet tekeline almış dış ticaretteki devlet tekelleri İngiltere’nin mısırdaki çıkarına darbe vururken elde ettiği geliri sanayileşme ve askeri harcamaya yöneltmişti
    2) Mehmet Ali’nin askeri gücü Osmanlı saltanatını tehdit eder duruma gelmiş
    İngiltere’nin
    Beklediği fırsat Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyaniyla ortaya çıktı
    İngiltere’ye sunulan iktisadi ödünler karşılığında İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korumasını sağlamaktı
    Balta limanı antlaşması bu koşullar altında imzalanmıştır.
    1855 ve 1871 Osmanlı’nın hızla borçlandığı istikrazlarinin ödemelerine karşılık gösterilmiştir.
    1838 Balta limanı antlaşması
    1839 Tanzimat Fermanı
    1858 Arazi kanunnamesi
    1856 Ottoman Bank (Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık Ve Büyüme)
  • …yalnızca gözlemlerden, arşiv belgelerindeki olgulardan yola çıkarak tarih yazmak mümkün değildir. Olayları neden-sonuç ilişkileri içinde yeniden kurmak ancak bir kuram sayesinde, bir kuramın sağladığı bakış açısıyla mümkün olabilir. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki onyıllar, gelişen ekonomilerin pek çoğu gibi, Türkiye için de hızlı bir büyüme dönemi oldu. 1950’lerin ortalarında ve özellikle de 1970’lerin ikinci yarısındaki krizlere karşın, Türkiye ekonomisi tarihin en yüksek büyüme hızlarına 1950-1980 döneminde ulaştı. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • Osmanlı ordusunun vurucu gücünü ok yay ve kikic kuşanan zırh kullanan sipahiler oluşturuyordu. 16.yuzyilin ortalarına kadar bu geleneksel ordu Avrupalılarla giriştiği savaşlarda basarili olmuştu. Ancak 16.yuzyilin ikinci yarısinda Osmanlı yöneticileri Avusturyalıların ateşli silahlarla donanmış piyade ordusu karşısında etkili olamadıklarını fark ettiler. Avrupada değişen savaş teknolojisi Osmanlıların tımar düzenine dayanan sipahi ordusunu bir kenara iterek ağırlığı sürekli maaşlı daha düzenli eğitim gören merkez ordusuna kaydırmaya zorluyordu. (Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914))
  • 1875’e kadarki dönemde, Osmanlı maliyesinin durumu herhangi bir düzelme göstermemiştir. Sağlanan fonların büyük bir bölümü cari harcamalar için kullanıldı. Avrupa’dan daha sonra Haliçte çürümeye terk edilecek büyük bir donanma satın alındı. Diğer tüketim harcamalarının yanı sıra, Boğaziçi’nde saraylar yapıldı. Yatırımlara hemen hiç kaynak ayrılmadı. (Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık Ve Büyüme)
  • Doğum oranlarının düşmesi veya düşük kalması ve insanların daha uzun yaşaması nedeniyle, nüfusun değişen yaş yapısının ilerleyen yıllarda başka sonucu daha olacaktır. Toplam nüfus içinde çocuk ve gençlerin oranı azalırken, yaşlıların oranında giderek artacaktır. Bu ekonomik yapıda önemli değişikliklere yok açacaktır. Çalışan nüfus oranını düşürmekle kalmayacak sağlık harcamalarının artmasına da yol açacaktır. Benzeri değişiklikler siyasete de yansıması, örneğin ülke içindeki tartışmalarda emeklilik ve sağlık gibi konuların bugünkünden daha çok gündeme gelmesi beklenmelidir. Nüfus içindeki payları giderek artan yaşlıların da bu konularda bugüne kıyasla daha fazla ağırlık sahibi olmaları doğal olacaktır( Behar, 2006) (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • Tanzimat’ın önemli bir unsuru, Osmanlı yönetiminin tüm tebaasının can ve mal güvenliğinin garanti altına alındığını, tüm Osmanlı tebaasını yasalar önünde eşit birer vatandaş olarak kabul ettiğini ilan etmesi ve bu yönde adımların atılmaya başlanmasıydı. Böylece mülkiyet hakları güçlenmeye başladı ve örneğin önceki dönemlerde büyük çoğunluğuyla devlet görevlilerinin karşı karşıya kaldığı müsadere uygulamaları kaldırıldı. Reform süreci başta taşra yönetimi, hukuk, yargı, eğitim ve diğer alanlarda yüzyıl boyunca sürdü (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)
  • 1888 yılında kurulan Ziraat Bankası özellikle pazara daha fazla yönelen bölgelerde orta ve büyük ölçekli işletmelere kredi sağlamaya başladı. Pazar’a yöneliş süreci ziraat mekteplerinin kurulması, yetişen teknisyenler tarafından yeni tekniklerin, yeni ürünlerin ve tohumların tanıtılmasıyla desteklendi. Ancak 1881 yılında Düyun-i Umumiye’nin kurulmasından sonra, mali olanakları bir hayli kısıtlanan Osmanlı’nın bu tür girişimlere ayırabileceği kaynak miktarı oldukça kısıtlı kaldı. (Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi)

Leave a Comment